21 Ekim 2012 Pazar
Söz gümüşse sükut altın mıdır?
Bir duyguyu konuşmadan anlatmak, yalnızca mimikleri kullanarak ifade etmek.. Konuşarak kendimi ifade etmenin ne kadar kolay olduğunu anladım. Mimiklerle bir duyguyu karşındakine yansıtmak çok daha zor bence. Bu durumda söz tabiki de gümüş değerinde kalır, zor olanı başarmak her zaman daha değerlidir. Zor elde edilenin kıymeti çok olur. Pişmanlık, kıskançlık, kendini beğenme vb. gibi daha birçok şeyi yalnızca yüz kaslarıyla yapmak zor görünür çünkü bu zamana kadar sözlerle ifade etmenin kolaylığına sığınmışızdır. Aslında farkında olmasak da biz yüz kaslarımızla, mimiklerimizle gün içerisinde bu duyguları yansıtıyoruz. Zor olan ise "yap" denildiği an yapmaktır bence. Yeteneği olan zaten bu konuda sıkıntı çekmez diye düşünüyorum, oyunculuk yeteneği olanlar için bu da oyunun bir parçası olsa gerek.. Sahne performansında konuşmadan kendimizi ifade etmeye grup çalışmasıyla devam ettik.. Yalnızca 6 kare, 6 fotoğraf ve tamamen sükut.. ilk performansımız olduğu için çok anlaşılır olmasak da zaman geçtikçe daha başarılı olacağımızı düşünüyorum. Ama yine de susmak, konuşmamak bana göre değil. Tabiki de el,kol hareketleri, davranışlar da önemli ama sözün yeri ayrıdır. İnsanoğlunu değerli kılan sözleridir, kanımca. Bu performans bana sahip olduğumuz değerin farkına varmamızı sağladı bence, kendini konuşarak ifade etmek ne kadar da önemli bir şeymiş. Doğaçlama olsun, kötü olsun ama biz hep konuşalım, susmayalım, sustukça sıra bize gelmesin.. :)
14 Ekim 2012 Pazar
O değil de çocuk olmak bir başka..
O değil de insanlar birbirinden ne kadar farklı. Doğaçlama oyunları oynamak basit değildir; herkes bir şeyler yapabilir en azından yapmaya çalışır ama bazıları vardır ki sanki doğaçlama yapmak için yaratılmışlardır. İçindeki enerjiyi ne güzel ortaya çıkarmışlardır. Tabi yalnızca enerjiyle olacak iş de değil. Bir kere kendini rahat hissetmen ve kendine güvenmen gerek. Ne gariptir ki ilk hafta üstümdeki heyecanı hemen atmış olmama rağmen ikinci haftaya daha heyecanlı başladım. Kesinlikle o anki ruh halime bağlı olarak değiştiğini düşünüyorum. Bir de grup çalışmalarında doğaçlama yapmak daha kolay bence, önemli olan tek başına çıkıp konuşmak ya da iki kişilik bir doğaçlama yapmak ve bu çok zor bence. Karşında oturan ve seni izleyen grubun hepsi iki çift göze ve ağzından çıkacak kelimelere odaklanmış durumda. Şu an bana zor gelecek şeyi eminim ya da en azından ümid ediyorum iki haftaya kalmadan ben de halletmiş olacağım ya da sıramı salacağım. Sıramı salayım benden çıksın gitsin istemiyorum, layıkıyla yerine getirmek önemli. Kusursuz değilim belki olamam da ama içimdeki yeteneğin de ortaya çıkmasını isterim. Düşünüyorum da, cümle kurmak kolay ama ya onu zorlaştıran bir takım kurallar getirilirse? Yalnızca belli bir harfle başlayan cümleler kurmak ve tabi ki anlamlı bir diyalog içerisinde.. Çocukluğumu hatırlatmıştı bu oyun bana. O zamanlar her şey daha kolaydı, bu oyunu oynamak da kolaydı çünkü cümle kurmaz yalnızca o harfle başlayan kelimeleri söylerdik. Ya da bir kelime belirleyip onunla ilgili akla gelecek bütün şarkıları söylerdik. Bir de "isim-şehir" vardı tabii. Eğlenmek için oynadığımız oyunlar doğaçlamanın bir parçası gibi göründü gözüme. Ah bu çocukluk. Ne varsa zaten o zamanlar olmuş. Aldığımız eğitim de, bilinçaltımız da, kişisel özelliklerimiz de o zaman şekillenmiş. Şimdi onun meyvelerini alıyoruz. Ya da meyvesiz ağacı taşlıyoruz, bir şey çıkacakmış umuduyla.
7 Ekim 2012 Pazar
İlk hafta ve İlk heyecan
Gerçek şu ki Pred485 dersini bulmam arkadaş önerisiyle falan olmadı. Yine bir kayıt dönemi esnasında ve panik halinde seçmeli ders ararken onu bulmuştum. İnanç Hocamın tabiriyle kader bizi buluşturmuştu :)) Ve şans benden yanaydı ki sabah sisteme ilk girenlerdendim ve dersi kotadan alan 5kişiden biriydim. Ders hakkında en ufak bir bilgim yoktu bu yüzden ilk derste çok da heyecanlıydım. Ve beklenen an gelmişti. Konuşmaları, hayata bakış açısı, tecrübeleri ile İnanç hoca çok farklı ve bir o kadar da etkileyiciydi. İnanç Hoca Boğaziçi'nde tanıdığım en farklı hocaların başında geliyor artık. Uzun ve politik bir konuşmanın ardından ilk dersimize "Dikkat Oyunu" ile (ya da 1-2-3 oyunu) başladık. Beden dili ve konuşma dili bir araya gelince ikisini aynı anda ifade etmenin bu kadar zor olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim. Ve o an fark ettim ki konuşma diliyle sayıları ardışık bir biçimde sayarken, işaret dilinin araya girmesi daha fazla odaklanmayı ve dikkatli olmayı gerektiriyormuş. İkinci oyunumuz "doğaçlama"ydı. Herhangi bir hazırlık süreci olmadan grupça yaptığımız ve içten gelen bir oyundu. Herkesin farklı bir telden çalmasına ve cümlelerin anlamsızmış gibi görünmesine rağmen ilk haftanın vermiş olduğu anlam büyüktü. Üstelik kimse belli etmese de ilk haftanın heyecanı da vardı. Doğaçlamasıyla, dikkat oyunlarıyla ve tabiki İnanç Hocamızla iyi ki varsın ve ben de bu grubun bir parçasıyım pred485. I am so lucky :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)