pred485
3 Ocak 2013 Perşembe
11.yazı ve Final
İki haftalık bir aradan sonra Pred485le son buluşmamız gerçekleşmiş oldu. Çok çok eğlenceli ve aynı zamanda eğitici ve sıcak bir ortamın bulunduğu bir dönem sona erdi ne yazık ki. Keşke bitmeseydi ya da devamı olsaydı diyebileceğim yaratıcı, etkileyici bir dersti. Bütün dönem boyunca yaptığımız çalışmaların sonucunu belki bugün görecektik ya da göremeyecektik zira eğitim sisteminin öğrencilerin yaratıcılığını engelleyen sınav kaygısı ve stresi bu derste dahi bende ve diğer arkadaşlarımda vardı. Buna rağmen herkes elinden gelenin en iyisini yaptı. Dönemin başında boynu bükük fidanlar olup bakıma ve ilgiye ve eğitime ihtiyaç duyarken şu an durduğumuz yerde evet tek başımıza da üstesinden gelebiliriz diyorduk adeta. Bugün kendimi şanslı gören gruba dahil etmek istiyorum çünkü yazdığım kelime bana geldi ancak ben kendi kelimemi seçmesem bile seçtiğim kelime 2 dakika boyunca üzerinde anlatılması gayet makul olan bir kelimeydi ki o İstanbul'du. İstanbul'u yazan arkadaşa burdan teşekkür ediyorum. Kazandığımız doğaçlama yeteneğinin dışında, bu ders ve İnanç Hoca'mızın sayesinde sınıfça sıcak bir atmosfer oluşturup birlik olmayı başarabildiğimizi düşünüyorum ki bence bugün sınıf olarak bugün bunun en güzel örneğini verdik. Her türlü bana birçok katkısı olan Pred485 ve İnanç Hocam iyi ki varsınız ve ben tesadüf ile dahi olsa iyi ki bu dersi kotadan ekleyebilmişim. Dersin devamı olmadığı için üzülüyorum aynı sınıf aynı ortam bir araya gelsin istiyorum. Boğaziçi'nde yakalayabileceğim en güzel ortamlardan biriydi. Mezun olmadan önce iyi ki de aldım bu dersi ve yakınlarımın hepsine tavsiye edeceğim artık hangisi alma şansını yakalayabilirse. Sevgiyle ve saygılarımla İnanç Hocam ve Pred485. Tüm katkılarınız için teşekkürler :)
16 Aralık 2012 Pazar
Herkes Yerini alsın, The Bests in Pred485
Dolu dopdolu bir haftaydı, geçmişi yad ederek, eğlenerek, bestlerle geçirilen bir haftaydı. İlk haftalarda yaptığımız aktivitelerden son haftalara değin yaptığımız birçok şeyi tekrar yapmak üstelik de bizdeki gelişmenin farkına vararak bunu yapmak paha biçilemez bir duyguydu. En çok özleneni ve sevileni dolayısıyla bestlerde tercih edileni dörtlü dönmeydi. Benimse favorim harf verilerek kurulan cümleler tabiki anlamlı bir diyalog içerisinde. Yalnızca doğaçlamanın gelişmesine katkıda bulunmuyor bununla birlikte algıda seçiciliği de artıran bir oyun olduğunu düşünüyorum. Üç kişinin ya da bütün sınıfın bir araya gelip bir kişiyi konuşturması da diğer tercih edilen oyundu sanırım ki finali de bütün sınıfın ikiye bölünüp iki kişiyi temsil etmesi bunun en aşikar kanıtıdır. Bütün bu oyunlarda ve arkadaşlarımın performanslarını da izledikten sonra haftalar sonraki belirgin gelişmemizi fark ediyor ve bu başarıda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum :) Son haftamızda finalle birlikte gelişmemizi taçlandırmak dileğiyle hoşçakalın, time to study...
9 Aralık 2012 Pazar
Benim yerime konuşur musun?
Bu hafta ikili ve dörtlü yaptığımız çalışmalar empati duygusunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Partnerlerin konumlarının değişmesi ve davranışların seslendirilmesi karşımdakinin yerine geçip onun gibi düşünmeyi ve empati konusunda daha esnek olmamı sağladı. Bir ders süresince de olsa başkasının yerine geçip onun gibi düşünmek, ya da onun dediklerini davranışlarla göstermek "ben'in ötesi"ne geçmek için önemli bir araçtı. Ben merkezci bir doğaçlama yerine karşındakini de önemseyip onunla benzer duygu ve düşünceleri paylaşmaktı adeta bu haftaki çalışmalarımız. Doğaçlamanın grup çalışması haline dönüştürülmüş şekli denilebilir buna çünkü grup çalışmasında ben'e yer yoktur tam aksine el birliğiyle, hep birlikte bir şey üretmektir önemli olan. İşte bu aşamada önemli olan da karşındaki kişi gibi düşünebilmektir, empati kurmaktır. Gerek onunla aynı dili konuşarak gerekse de aynı vücut dilini kullanarak.. Bizim de tam anlamıyla bu hafta derste yaptığımız buydu. Sona doğru geldiğimiz bu sıralarda doğaçlamanın empati halini almış versiyonuyla ilgili çalışmalar yapmak da gerçekten çok anlamlıydı. Yaptığımız bu çalışmalar: "Benim gibi düşünüp benim yerime de konuşur musun? Ey sevgili empati kuracak arkadaşım?" ın oyun haline dönüştürülmesiydi. Bütün insanlık bir an durup da empati kursa keşke hayat daha çekilebilir bir hale gelebilirdi sanırım..
1 Aralık 2012 Cumartesi
Oba, Exam stylee :)
Sınav dedik dedik sonunda geldi çattı 30 Kasım- PRED485 sınavı. Ne sınav ama! Okunması, yazılıp çizilmesi, ezberlenmesi gereken hiçbir şey yok.
(yani hazırlık gerektirmeyen bir sınav mı?)
-Hayır, tam tersine. Haftalar öncesinden düşünmeyi gerektiren bir hazırlık süreci vardı. Tabi bir de bitmez tükenmez sahne heyecanı vardı.
Şu sancılı hazırlık sürecini bir kenara bırakalım da daha eğlenceli, aksiyonlu, göndermeli, duygusal, bilgilendirici vs. olan sahne performanslarına geçelim. Öncelikle kendi performansımdan bahsetmek istiyorum. Sahneye çıktığım anda, karşımdakilerin yüzüne bir kez bakmamla beynimdeki her şeyin silinmesi eş değer anlarda gerçekleşti. Tamamen "tabula-rasa" ya döndüm diyebilirim. Birkaç cümle geveledim sanırım ama sonra kendimi toplayıp doğaçlama bir şekilde sunumuma devam ettim. Gerçekten sahnede olmak, bir çift göz yerine 30 çift göze bakmak çok zor, tüyler ürpertici, ve bir o kadar da heyecan verici. Aslında sahnede biraz daha durabilsem sanki ona alışacakmışım gibi geliyor. Birkaç performansta çok güldüm kendilerini gayet eğlenceli anlattılar. Herkes elinden gelenin en iyisini yaptı aslında. Şunu da fark ettim ki sahneye çıkanın hissettiği duygular tamamen karşısındaki seyirciye geçiyormuş. Sunumu yapan kişi rahat olunca biz de onun gibi rahat olabiliyoruz; heyecanlı ya da endişeliyse de onunla aynı duyguları paylaşıyoruz. Sanırım Türk halkı olarak kendimizi karşımızdakinin yerine koyduğumuz için onlarla aynı duyguları yaşıyoruz. Bu arada aklıma gelmişken Öznur arkadaşımızın samimi bir şekilde kendini tanıtmasından dolayı onu tebrik ediyorum. Sınıftaki bütün arkadaşları tanımam için de güzel bir fırsat oldu. Çok konuştum, "vazgeç gönlüm, sus dilim, sana kıymet veren mi var" :))
"Söz uzar kesmek gerekir vesselam."
Selam olsun Mevlana'ya.
(yani hazırlık gerektirmeyen bir sınav mı?)
-Hayır, tam tersine. Haftalar öncesinden düşünmeyi gerektiren bir hazırlık süreci vardı. Tabi bir de bitmez tükenmez sahne heyecanı vardı.
Şu sancılı hazırlık sürecini bir kenara bırakalım da daha eğlenceli, aksiyonlu, göndermeli, duygusal, bilgilendirici vs. olan sahne performanslarına geçelim. Öncelikle kendi performansımdan bahsetmek istiyorum. Sahneye çıktığım anda, karşımdakilerin yüzüne bir kez bakmamla beynimdeki her şeyin silinmesi eş değer anlarda gerçekleşti. Tamamen "tabula-rasa" ya döndüm diyebilirim. Birkaç cümle geveledim sanırım ama sonra kendimi toplayıp doğaçlama bir şekilde sunumuma devam ettim. Gerçekten sahnede olmak, bir çift göz yerine 30 çift göze bakmak çok zor, tüyler ürpertici, ve bir o kadar da heyecan verici. Aslında sahnede biraz daha durabilsem sanki ona alışacakmışım gibi geliyor. Birkaç performansta çok güldüm kendilerini gayet eğlenceli anlattılar. Herkes elinden gelenin en iyisini yaptı aslında. Şunu da fark ettim ki sahneye çıkanın hissettiği duygular tamamen karşısındaki seyirciye geçiyormuş. Sunumu yapan kişi rahat olunca biz de onun gibi rahat olabiliyoruz; heyecanlı ya da endişeliyse de onunla aynı duyguları paylaşıyoruz. Sanırım Türk halkı olarak kendimizi karşımızdakinin yerine koyduğumuz için onlarla aynı duyguları yaşıyoruz. Bu arada aklıma gelmişken Öznur arkadaşımızın samimi bir şekilde kendini tanıtmasından dolayı onu tebrik ediyorum. Sınıftaki bütün arkadaşları tanımam için de güzel bir fırsat oldu. Çok konuştum, "vazgeç gönlüm, sus dilim, sana kıymet veren mi var" :))
"Söz uzar kesmek gerekir vesselam."
Selam olsun Mevlana'ya.
25 Kasım 2012 Pazar
Durağan bir resmin ötesindeki mana
Yalnızca iki resim, konuşmak yok.. Üstelik birbirinden bağımsız ve alakasız. Ama iki resmi birbirlerine bağlı hale getirmek çok da zor değil. Bunun kolaylığını ya da zorluğunu tartışmak değil niyetim. Elbette ki, iki resmin arası bir şekilde doldurulur ve bir bağlantı kurulur ancak sözüm onadır ki öyle bağlantılar kuruluyor ki bazen aklın sınırlarını zorladığı anlar diyebilirim bunlara. Kimi kısa film tadında, kimisi de uzun metraj kıvamında. Gerçekten bu hafta yaptığımız çalışmada gösterdiğimiz gayret ve başarıdan dolayı bütün arkadaşlarımı tek tek tebrik ediyorum. Pred485te işte bu diyebileceğimiz noktada olduğumuza inanıyorum. Başlangıçtan şimdiye kadarki değişim oldukça fazla ve pozitif yönde ilerlemekte. Ne cevherler varmış yahu bizlerde :) Hem bu oyunu oynayarak cansız gibi görünen bir fotoğrafın arkasındaki manalara ulaştık hem de bu ders sayesinde yeteneksiz gibi sanılan ama aslında içlerinde birçok cevher yatan "değer"lere ulaştık. Görünenin ötesine manaya geçtik artık. Bundan sonraki hedefimiz de manayı aşmak vahdete ulaşmak olacaktır sanırım :)
17 Kasım 2012 Cumartesi
Hepimiz Birimiz, Birimiz Doğaçlama içiin
Bu başlık da neyin nesi ki şimdii:) Bütün sınıf yalnızca iki kişi olup doğaçlama yapıyor. Çok garip geliyor değil mi, ama bir o kadar da eğlenceli, hareketli muntazam bir şey. Kimin kafasını yaşayacağımız belli değil, ne diyeceğimiz, düşüncelerimiz plana, programa gerek yok. En son söyleneni dikkatee alarak spontane bir şeyler üretmek, en eğlenceli yanı işte bu. Kimi zaman çirkefi oynamak kimi zaman hanımefendi takılmak hatta bazen erkek rolüne bürünmek. Başkası olmanın, onun gibi düşünmenin en kolay yolu bu olsa gerek. Hep merak etmişimdir zaten: "şu kişi olsaydım ne düşünür, ne hissederdim?" Nasıl bir doğaçlamadır ki başkası olmayı kabul ediyoruz, oymuşuz gibi yapıyoruz. Düşünülesi bir konu.. ama velakin başkası olmak da zormuş onun düşünce yapısından devam etmek de pek kolay değilmiş. Kendimi istemediğim bir yerde bulundurmaya çalışıyorum gibi geliyor nedense.. Diğer oyunumuzda ise başkasının yerine geçmesek de başkasını anlatmaya çalıştık. Kendini anlatmak kadar arkadaşını anlatmak da heyecan verici. Her zamanki gibi büyük sorun sahne performansı ve seni dinleyen bir grubun karşısında olman. Ama bu performans pratikleri sayesinde bu gibi problemlerin üstesinden gelebileceğini düşünüyorum.
Ayrıca günden güne azalan ve kontrol altına aldığım heyecan sayesinde de çok mutluyum. Sırası geldiğinde sahne performansını ve doğaçlamayı da mümkün olduğu kadar rahat hissederek sergileyeceğim. Tabi ki daha vakti var. Şimdilik heyecanı kontol altında tutmakla devam edeceğim hayatıma. Bu arada yarın KPDS var. Biraz phrasal verb öğreneyim bari. Heyecanımı kontrol edişimi sınavlara da yansıtacağım :)
Ayrıca günden güne azalan ve kontrol altına aldığım heyecan sayesinde de çok mutluyum. Sırası geldiğinde sahne performansını ve doğaçlamayı da mümkün olduğu kadar rahat hissederek sergileyeceğim. Tabi ki daha vakti var. Şimdilik heyecanı kontol altında tutmakla devam edeceğim hayatıma. Bu arada yarın KPDS var. Biraz phrasal verb öğreneyim bari. Heyecanımı kontrol edişimi sınavlara da yansıtacağım :)
9 Kasım 2012 Cuma
İçindeki sesi dinle!!
İki sınav arası Pred485 dersi ne kadar heyecanlı değil mi? Sınava çalışmak için derse gitmemezlik yapmadım. Ee, pred 485 dersini almak hayatımda kaç kez olur ki? Ancak bir kere, haftada ise yalnızca 1 kere, bu fırsatı neden kaçırayım ki :) Şimdi iki sınav arası olduğu için fazlasıyla stresliydim, grup çalışması ya da birey çalışması her ne olursa olsun beni rahatlatması gerekliydi. Vee çok heyecanlı bir o kadar da eğlenceli bir doğaçlama yaptık. Dörtlü oyunu denedik, tam adını bilmesem de oyun çok zevkliydi. Düşünmeden ya da hazırlanmadan konuşurken ne kadar saçma şeyler çıkıyormuş :P "çanta" ve "teras" kelimeleri hakkında partnerlerimle doğaçlama yaptım. Doğaçlamanın özünde anladım ki sıfır seviyede stres olması gerek ve de içimizdeki sese kulak vermemiz gerek. Peki ama bu içimizdeki sesi ya duyamıyorsak ya da hiç konuşmuyorsa? Doğaçlama sırasında bir kere bile içimdeki ses konuşmadı, ya da ben dinlemesini bilmiyorum. Tabii doğaçlama da önemli bir şey de sanırım enerji. Karşındaki isteksizse sana da yansıyor, ya da tam tersi istekli ve çabalıysa bu da doğal olarak olumlu bir yönde yansıyor.
Kısır döngü oluşturacak kelimeler, saçma sapan, ya da duygu içeren kelimeler ne de güzel diyaloglara sebebiyet veriyor, ve tabii bazen de komik. "Öğretmenliği bırakıyorum, tarlayı traktörü satıp, köye yerleşeceğim. :)))" ne güldüm buna ve hala da gülmemi sağlayan arkadaşa selam olsun..
Bu gece buradan hiç gitmeyesim var, üç arkadaşım daha olsun ve aklımıza gelen ilk kelimelerle doğaçlama yapalım; hatta içimdeki sesi dinleyeyim gecenin sessizliğinde...
Kısır döngü oluşturacak kelimeler, saçma sapan, ya da duygu içeren kelimeler ne de güzel diyaloglara sebebiyet veriyor, ve tabii bazen de komik. "Öğretmenliği bırakıyorum, tarlayı traktörü satıp, köye yerleşeceğim. :)))" ne güldüm buna ve hala da gülmemi sağlayan arkadaşa selam olsun..
Bu gece buradan hiç gitmeyesim var, üç arkadaşım daha olsun ve aklımıza gelen ilk kelimelerle doğaçlama yapalım; hatta içimdeki sesi dinleyeyim gecenin sessizliğinde...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)